Kitap Dünyam 'da Ara

Roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Roman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Kasım 2016 Perşembe

1984 - George Orwell

Eser Adı: 1984 (Bin Dokuz Yüz Seksen Dört)
Yazar : George Orwell
Tür : Roman, distopya
Yayınevi: Can
Sayfa :352
Ek özellik: Le Monde'un Yüzyılın 100 Kitabı listesi

Açıklama : 
Parti’nin dünya görüşü, onu hiç anlayamayan insanlara çok daha kolay dayatılıyordu. (...) Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi, yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu.

George Orwell’in kült kitabı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, yazarın geleceğe ilişkin bir kâbus senaryosudur. Bireyselliğin yok edildiği, zihnin kontrol altına alındığı, insanların makineleşmiş kitlelere dönüştürüldüğü totaliter bir dünya düzeni, romanda inanılmaz bir hayal gücüyle, en ince ayrıntısına kadar kurgulanmıştır. Geçmişte ve günümüzde dünya sahnesinde tezgâhlanan oyunlar düşünüldüğünde, ütopik olduğu kadar gerçekçi bir romandır Bin Dokuz Yüz Seksen Dört. Güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyen bir başyapıttır; yalnızca yarına değil, bugüne de ilişkin bir uyarı çığlığıdır.


Yorum : 
Kesinlikle ve kesinlikle okunmalı. Otoriter-totaliter bir düzene doğru giden şu dünyamızdan çok şey bulacaksınız kitapta.
Örneğin şu cümleyi ve şu açıklamayı birlikte düşünün:
-Parti’nin dünya görüşü, onu hiç anlayamayan insanlara çok daha kolay dayatılıyordu
-İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Arı: "Ben daha çok cahil ve okumamış tahsilsiz kesimin ferasetine (sezgi-zeka / TDK) güveniyorum bu ülkede"

Çevirmenin yazısı ile mutlaka okunmalı, çok güzel özetlemiş olayları.

Distopya severler için 13 kitaplık bir listeyi de burada bulabilirsiniz: https://onedio.com/haber/hafizalardan-silinmeyen-15-distopik-kitap--492026

George Orwell ve Aldous Huxley'in distopyalarının bu karşılaştırmasına da mutlaka göz atmalısınız. Kitabı okudu iseniz bir özet olacak, okumadı iseniz okumaniz için bir teşvik. Ben bunu 1984 ü okudumadan önce gördüm. Yine bir Orwell kitabı Hayvan Çiftliği'ni okurken. Ozaman iki kitapta çok ilginç gelmişti. Halen Huxley okumuş değilim ama sırada :)

Karşılatırmanın özeti: Orwell nefret ettiklerimizin bizi bitireceğini Huxley ise sevdiklerimizin bizi bitireceğiniz söylüyor.
Benim fikrim: eğer düşünüyorum öyleyse varım diyenlerdensek nefret ettiklerimiz, benim yerime başkası düşünsün diyenlerdensek sevdiklerimiz bizi bitirecek. Ülkemiz de her iki cinste birey bulmak zor değil ama Huxley tarafı daha baskın sanki :(

Bu iki kitap okunduktan sonra Neil Postman'nın karşılaştırma kitabı da (Televizyon Öldüren Eğlence) okunacaklar listesine girmeyi hak ediyor. Bakalım bizim karşılaştırmamız mı Postman 'ın kimi :) Tabi bu kitabı okurken artık televizyon yerine internet demeliyiz sanki :(

Önemli Kavramlar:
  • Distopya, (anti-ütopya Yunanca dystopia) çoğunlukla ütopik bir toplum anlayışının anti-tezini tanımlamak için kullanılır. Distopik bir toplum otoriter - totaliter bir devlet modeli ya da benzer bir başka baskıcı sistem altında karakterize edilir. (kaynak)
  • Büyük birader (Big Brother): büyük birader sizi izliyor !
  • Düşünce Polisi: Ondan kaçış yoktur, eninde sonunda sizi yakalayacaktır.
  • Tele-ekran: Her kapalı alanda mutlaka bulunan ve hersaniye görüş alanındaki kişileri izleyen, dinleyen yada izlenmesine,  dinlenmesine olanak veren bir cihaz
  • Çiftdüşün: karşıt kavramlar bir arada kullanılarak kişinin bariz gerçeğe aykırı olanı kabul etmesi
  • Bellek Deliği: Oraya atılan herşey hiç olmamış gibidir. Hakkında kişilerin belleğinden başka hiç bir kanıt bulamazsınız. Hatta zamanla kişilerin belleğini de bulamayacaksınız.
  • Geçmişi değiştirmek: Geçmişe dair ne varsa (kitap,dergi,gazete,resim vs vs) hepsinin istenen şekilde güncellenmesidir. Böyleyec geçmişten değiştirilmiş bir şeye dair hiç bir kanıt bulunamaz. Herşey bellek deliğinden geçerek hiç olmamışa dönüşür. 

12 Ocak 2012 Perşembe

Siyah Kehribar - Tarık Buğra


Siyah Kehribar-Tarık Buğra


Eser Adı:Siyah Kehribar
Yazar : Tarık Buğra
Tür : Roman
Yayınevi: Ötüken Neşriyat
Sayfa : 319
Ek özellik: +18

Açıklama :

Yazarın ilk romanıdır. Türkiye’yi ve Türk insanını çok iyi tanıdığını sonraki kitaplarında ispat eden yazar bu kitabında sadece “insan”ı ele alır.

Kitabın ilk baskısının önsözünde Mümtaz Turhan şöyle der: “Tarık Buğra’nın burada iddiasız görünüşüne rağmen büyük bir tezi, “Yirminci asrın hüznü” dediğimiz hastalığı, ele aldığını sanıyorum. Günümüzün trajedisi romandaki maceralara bir fon müziği gibi baştan sona refakat ediyor.” Hikâye, Mussolini’nin İtalya’sında geçmektedir.


Kişiler :
1- .... : Sanat Tarihi doktorası yapan bir türk
2- Melina: yazarın kız arkadaşı
3- Fernando: Siyah Kebribar ile tanıştıran ve romanın sonunu oluşturan kahraman.
4- Barbaryo ve Leanardo: oğul ve baba, ikiside bir hiç uğruna öl(dürül)ür.

Yorum :
Küçük Ağa ve Osmancık kitapları ile yazarla tanıştı iseniz bu size sanki yazara ait değilmiş hissi verebilir. Ben şahsen öyle oldum.

İtalya'daki eski hatıralarını anlatıyor kahramanımız. Sürekleyici diyebilirim. Bazende fazla betimleme yapıyor. Hızlı atladığım pasajları olmuştur.

ha bu arada bazı pasajları +18 bence :)

Bazende şöyle düşündürüyor: Acaba bu zat hangi ara doktorası ile ilgileniyor. Hiç vakit ayırmadan da sanat tarihi doktorası yapılabiliyormuş demekki :)

Not: Siyah Kehribar, Karakehribar oltu taşının bir adı imiş aynı zamanda.

9 Aralık 2011 Cuma

Toprak Ana - Cengiz Aytmatov


Toprak Ana -Cengiz Aytmatov


Eser Adı: Toprak Ana
Yazar : Cengiz Aytmatov
Tür : Roman
Yayınevi: Ötüken
Sayfa : 143
Ek özellik:

Açıklama :
Toprak Ana, ünlü yazar Aytmatov'un en güzel romanlarından biridir.

Bu eserde, savaş meydanında eşini ve üç oğlunu kaybeden kahraman bir ananın, zor zamanlarda dişi-tırnağı ile işlediği, kanı ve teriyle suladığı toprakla dertleşmesini okuyoruz. İnsan sevgisinin, çalışkanlığın ve fedakârlığın nasıl kutsal bir yüceliğe ulaştığını en çarpıcı örnekleriyle görüyoruz.

Yetiştirdiği buğdayı kendisine bir avuç ayıramadan cephedeki asker için gönderen Kırgız köylüsünün İkinci Dünya Savaşı sırasında çektiği sıkıntıları, acıları da film seyreder gibi görüyoruz.

Bu kadar da değil... Aytmatov, güçlü kalemiyle, aşk ve nefreti, iyi ile kötüyü yüzleştiriyor, okuru heyecandan heyecana sürüklüyor ve düşündürüyor. (Arka Kapaktan)

Erkekleri askere alınan köylerde geride kalanların çektiği sıkıntılar etkileyici bir üslupla anlatılır. Eldeki yetersiz yiyeceğin muhtaç olandan başlanarak dağıtılması, dört gözle beklenen hasat zamanları, umutların hasat zamanına ertelenmesi, savaş yüzünden ürünün hemen hepsinin merkezden istenmesi, boşa çıkan umutlar, yine açlık, sefalet, bir yandan cepheden gelen ölüm haberleri, umutsuz bekleyişler, savaşın uzun sürmesi üzerine aşağı çekilen cepheye çağrılma yaşı, yine gidenler, ayrılıklar, gözyaşları... Yani tek kelimeyle ve bütün zulmetiyle; savaş. (Ötüken'den)


Kişiler :
1- Tolganay
2- Suvankul
3- Kasım ve Aliman: ilk oğlan çocuk ve eşi
4- Caynak:
5- Mayselbek:
Yorum :
Herzaman ki güzel anlatımı ile Aytmatov'dan harika bir eser.

Cengiz Han'a Küsen Bulut - Cengiz Aytmatov


Cengiz Han'a Küsen Bulut -Cengiz Aytmatov
Eser Adı: Cengiz Han'a Küsen Bulut
Yazar : Cengiz Aytmatov
Tür : Roman Yayınevi: ÖTÜKEN NEŞRİYAT
Sayfa : 112
Ek özellik: 

Açıklama :
Ünlü yazar Aytmatov'un bu son romanı, aslında "Gün Olur Asra Bedel' adlı romanın içinde yer alması gereken ve onu tamamlayan uzunca bir bölümdür. Fakat, on yıl kadar önce kaleme alınan o eserde, KGB'yi en çarpıcı örneklerle en ağır bir şekilde suçlayan bu bölüme izin verilmemiş, ya da Aytmatov bunu, "Dişi Kurdun Rüyaları"adlı daha sindirici romanını yazdıktan, bugünkü ortama ulaşıldıktan sonra ayrı bir roman halinde yayınlama fırsatını beklemiştir.

Bugün heykelleri yıkılmakta olan Dzerjinski'nin kurduğu KGB için iktidar, daha doğrusu bu örgüt, hiç söndürülmeden yanması gereken bir sobadır. Bu sobanın yakıtı yalnız insandır. Yaş, kuru ayrımı yapılmadan insanlar yakılacaktır ki soba sönmesin... Bu son romanında Aytmatov, "Gün Olur Asra Bedel'in kahramanlarından biri olan öğretmen Kuttubayev'in nasıl öldüğünü anlatıyor. Oysa, sözünü ettiğimiz büyük romanda resmi makamlar onun kalp sektesinden öldüğünü bildirmişlerdi.

Kuttubayev'i suçlayan askerî savcı (KGB) en önemli delil olarak onun, Cengiz Han'la ilgili bir efsaneyi kaleme almış olmasını gösteriyor. Bu efsane, Avrupa'yı fethe giden Cengiz Han'ın Sarı- Özek'ten geçerken iki sevgiliyi idam ettirmesi olayıdır. Bu, hem çok güzel bir aşk hikâyesi hem de "diktatör karşısında bireylerin durumu" gibi evrensel bir konunun işlenmesidir. Anlatan Aytmatov olunca, orada, masal ve efsane aracılığıyla geçmişimizi, günümüzu hatta geleceğimizi apaçık görebiliyoruz. (Arka Kapaktan)

Kişiler :
1-Abutalib Kuttubayev: Savaşte esir olmuş, kurtulmuş ama kendi memleketinde düşencelerinden dolayı mahkum olmuş bir öğretmen.
2- Tansıkbayev: Stalin ve rejimine yaranmak ve kendi mevkisini arttırmak için suçlayacağı kişiler yarayan bir sorgu yargıcı

Yorum :
Cengiz Aytmatov'un güzel anlatışı ile okunmayı hak eden bir eser.

Güzel pasajlar:
-Sovyetlerin menfaatleri insanların menfaatlerinden daha üstündür. Tansıkbayev rejimin ne kadar önemli oldugunu anlatmak için şöyle der: " Devlet bir sobadır ve yakıtı da yalnız insandır. Yakılacak insan olmazsa soba söner. Sönen, yanmayan sobanın hiç bir faydası yoktur. Ama öte yandan bu insanlar devlet olmadan yaşayamazlar:Sobayı tutuşturan ve yakan onlardır."

Şu bağlantıdaki eser analizinden seçmeler:
-Tansıkbayev Abutalip'in derledigi "Mankurt" hikayesi ve " Sarı-Özek Kurbanları" adlı efsaneyi aynı konular dolayısıyla açılan diğer davalar da oldugu gibi burada da uzmanlara inceletip Abutalip'i suçlayacak kanıtlar bulmaya çalışır.

-Tansıkbayev bu efsaneleri yazmakla Abutalip'in yararsız ata dilini canlandırmak, milletin asimile olmasını önlemeye çalışmak, iktidarı kötülemek ve bireylerin çıkarlarını devletin çıkarlarından üstün tutmaktan dolayı, onu tutuklar.

-Abutalip rejimin yaşaması için kurban edilir, Erdene ve Togulan'ı ise Cengiz Han, iktidarının zayıf1ayacağı, kudretinin azalacagı, halkın küstahlaşacagı ve saygısızlıgının artacagı korkusuyla öldürttir. Hem Stalin hem de Cengiz Han sırf hükümdarlıklarmı sürdürebilmek için masum insanları öldürttirler. Arada yüzyıllarca fark olsa da zalimler ve onların yaptıgı zulümler devam etmektedir. Ama her iki hükümdar da aynı akıbete ugrarlar ve Cengiz Han'ın kurmak için uğruna binlerce insanın kanını döktüğü imparatorluk gibi Stalin'in başında oldugu Sovyetler Birliği de yok olmaya mahkumdur. Nitekim öyle de olmuştur.

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Devlet Ana - Kemal Tahir


Devlet Ana -Kemal Tahir

Eser Adı: Devlet Ana
Yazar : Kemal Tahir
Tür :Roman Yayınevi: Sayfa : Ek özellik:

Açıklama :
Bu kitabı İlber Ortaylı'nın Gelenekten Geleceğe isimli kitabında anlatıyor. Bende oradan duymuş oldum ve okumaya karar verdim. Ama henuz kütaphanede bulamadım
Yorum :

23 Ekim 2009 Cuma

Yaşar ne yaşar ne yaşamaz - Aziz Nesin

Yaşar ne yaşar ne yaşamaz -Aziz Nesin

Eser Adı:Yaşar ne yaşar ne yaşamaz
Yazar : Aziz Nesin
Tür : Roman
Yayınevi: Nesin Vakfı Yayınları
Sayfa : 318
Ek özellik: 100 Temel Eser Ortaöğretim

Açıklama :
Aziz Nesin Yaşar Ne Yaşamaz'ı önce radyo oyunu olarak yazdı. Kazandığı büyük başarı üstüne sahne oyunu haline getirdi. Israrlar üzerine senaryosunu yazdı; çoğu tiyatrocudan olduğu gibi, bu kez de filmciden telif hakkını alamadı. Bir haftalık gazetede çizgi romanı yayımlandı. Ardından televizyon senaryosunu yazdı. Okurların isteği, çevrenin baskısı artınca sonunda Yaşar Yaşamaz, şu anda bu roman oldu.

Kitabın giriş yazısını kaleme alan Meral Çelen bu büyük ilgiyi Yaşar Yaşamaz'ın ağzından şöyle açıklıyor:
"...Ünümün bu kadar yaygınlaşmasına, beni bu kadar sevmenize ilk zamanlar akıl erdiremiyordum ama, şimdi biliyorum artık... Nasıl hepimizde biraz Don Kişot''luk varsa, demek biraz da Yaşar Yaşamaz''lık varmış... Başıma gelenler yabancınız olsaydı, sever miydiniz beni, arar mıydınız?"

Eser, bir nufüskağıdı olmayan Yaşar'ın, başından geçenleri, bazen yaşadığı bazen yaşamadığı zamanları, son haddinde hapse düşerek, her gece koğuş arkadaşlarına anlatması şeklinde yazılmış. Temelde radyo oyunu olması hasebi ile tüm olaylar bir günde anlatılmıyor tabiki : ), parçalara ayrılmış ve bir sonraki gün ne olacak diye meraklandıracak şekilde yapılandırılmış.

İşte yaşarın yaşadığı ve yaşamadığı anlar: (Yaşar nufüs kütüğüne göre bir kere Çanakkale'de, bir kere de Dersim'de şehit düşmüştür.)

Nufüskağıdı çıkaracak, ölü
Okula yazılacak, ölü
Askere gidecek, yaşıyor
Miras alacak, ölü
Vergi verecek, yaşıyor
Çalışmak istese, ölü
Tımarhaneye sokulacak, yaşıyor
Evlenecek, ölü
Veden icra ile atılacak, yaşıyor
Çocuğu olur, ölü...


Yorum :
Devlet dairelerinin işleyişini yada işlemeyişini, işine gelince OLUR, ama işine gelmeyince OLMAZ larla dolu bürokrasiyi çok güzel anlatıyor.

Kitabı okurken yok canım bu kadar da olur mu desek de, çoğu zaman karşılaştığımız (eskiler daha çok evet diyordur, biz yeni nesil biraz daha şanslıyız) anlamsız bürokraside Yaşar Yaşar mı Yaşamaz mı bilemediğimiz anlar oluyor.

Bir bilgisayarcı olarakta kendime çok pay çıkardım, iyi ki bilgisayarlar varda daha az hatalar yapılıyor. Ve E-devlet ne kadar önemli(hız,doğruluk,ulaşılabilirlik vs vs) bir kez daha anladım.

Bu arada kitapta bir Karakaplı Nizami Bey varki, olmazları olur eden her işin usulunu bilen adam olarak çıkıyor yaşarın karşısına. Yaşar önceleri bu kişinin tek kişi olduğunu sansada sonra anlıyor bu Nizami Beylerin heryerde olduğunu. Yeterki "parayı veren düdüğü çalar" sözünü hatırlayasın.

Artık rüşvet mi düdüğü çalmak için bir çorba parasımı bilemicem ama bu memleket artık rüşvet yiyenleri görmek istemiyor. Ne olur ne olmaz halk biliyor, yutmuyor...

Ha bu arada sonunda Yaşar Yaşamaz'a ne mi oluyor, bir Karakaplı Nizami Bey oluyor...

küçük bir kısım: Yaşar devlet dairesinde bir belgeyi almak için aylarca bir odadan bir odaya gidedursun, bir ara şapkasını askıya bırakarak odaya geçiyor, çıkıyor ki şapka yerinde yok. temizlikçi hemen almış kayıp bölümüne iletmiş, kayıp bölümü evrakı hızlıca düzenleyip teslimata göndermiş, oda bir evrak daha ekleyip depoya göndermiş... bune hız, iyi çalışıyor maşallah daire...

Yaşar " abicim az sabretseydiniz alacaktım şapkamı askıdan" diyor memura.

Memur " devlet daireleri çalışmıyor derler, çalışırız hızdan şikay ederler" diye çıkışıyor Yaşar'a...

Bürokrasi böyle bişey işte, lazımsa çalışmaz, lüzümsüzsa jet hızıyla... diyor kısacası roman.

1 Eylül 2009 Salı

Gün Olur Asra Bedel - Cengiz Aytmatov

Gün Olur Asra Bedel-Cengiz Aytmatov


Eser Adı: Gün Olur Asra Bedel
Yazar : Cengiz Aytmatov
Tür : Roman
Yayınevi: Ötüken
Sayfa : 420
Ek özellik: 100 Temel Eser Ortaöğretim

Açıklama :
Yürek paralayan, tüyler ürperten bir haykırış…. Geçmiş, bugün ve yarın; bilim-kurgu, gerçek ve efsane bir arada gözler önüne serilir... Derin ve temiz aşklar, efsane ve masallar, KGB'nin acımasız uygulamaları, okuru heyecandan heyecana sürükler. Birbirinden ilginç ve sürükleyici konular ustalıkla bütünleştirilerek sunulur. “Mankurt” hikâyesi bu eserle kültürümüze mal edilir. Yedigey, ölen emektar arkadaşı Kazangap'ın cenazesini mezarına götürürken, kendisinin ve milletinin geçmişini, acı-tatlı, düşündürücü yanlarıyla bir bir gözlerinin önünden geçirir. O gün “asra bedel bir gün” olur.

Aytmatov, milletinin tarih boyunca kazandığı sosyal, kültürel, ahlaki, edebî, askeri yani, bütün maddi, zenginliğini eserlerine yansıymış, yaşadığı coğrafyanın insanının tarih içinde kazandığı değerleri, acılarını, kahramanlıklarını, tecrübelerini yazıya döküp ölümsüzleştirmiş, halkının içine düştüğü zor durumları eserlerinde en güzel şekilde anlatmış, onların çözümlerine dair ipuçları göstermiş, eserlerinde kendi ifadesi ile 'tipik insan'ı ortaya koymaya çalışmış bir yazardır. Hikâyelerinde milletinin temel mülkü olan millî hafızaya ait efsane, destan, masal, hikâye ve türküleri, bunların meydana geldiği şartları, ardındaki hikâyeleri, insanları kullanırken, Kırgız Türk kültürünü, psikolojisiyle, duyuş ve anlayış tarzıyla, maddi manevi zenginliğiyle o kültürü bina edenlerin evlatlarına yeniden hatırlatmaya çalışmıştır.

"Her yazar bir milletin çocuğudur ve o milletin hayatını anlatmak, eserlerini kendi millî gelenek ve törelerini kaynak alarak zenginleştirmek zorundadır. Benim yaptığım önce bu, yani kendi milletimin geleneklerini ve hayatını anlatıyorum. Fakat orada kaldığınız takdirde bir yere varamazsınız. Edebiyatın millî hayatı ve gelenekleri anlatmanın ötesinde de hedefleri vardır. Yazar, ufkunu millî olanın ötesine doğru genişletmek ve 'evrensel' olana ulaşmak için gayret göstermek durumundadır. İyi yazar 'tipik insan' ortaya koyma ustalığına erişen yazardır."
(Tanıtım Yazısından)


Yorum :
Kesinlikle okuyun derim, Cengiz Bey'in harika eserlerinden bir diğeri.

Yorumları daha sonra yazacağım.

Bir İmparatorluk Çökerken- Cahit Uçuk


Eser Adı:Bir İmparatorluk Çökerken
Yazar : Cahit Uçuk
Tür : Anı-Roman
Yayınevi: YKB
Sayfa :
Ek özellik:

Açıklama :
Cahit Uçuk, anılarında, Selanik ve İstanbul'un ahşap konaklarındaki görkemli yaşamı, işgal yıllarını, ülkeyi kaplayan kara bulutların arasından yeni bir devlet kurmaya çalışan idealist insanların çabalarını ve unutulmuşluğu anlatıyor. Artık çarpıtılmaya yüz tutan yakın tarihimizin birinci elden tanıklığı.
Cumhuriyet Türkiyesi'nin ilk kadın yazarlarından biri olan ve 60. yazı yılını kutlayan, Cahit Uçuk'un anılarında anlattığı sadece onun değil, hepimizin geçmişi... (arka kapaktan)

Yorum :

Kitabın anı olduğunu gördüğümde biraz hevesim kaçtı okumak için ama Cahit Uçuk'un roman havasındaki anılarını (daha doğrusu Hadiye Üçok'un yani annesinin anıları bence) anlatışı hızlı bir şekilde okumama vesile oldu.

kitaptan bende kalan bir diğer izlenim Hadiye Hanım ile Vehbi Beyin karı-koca ilişkilerin güzelliği, birbirlerine saygı ve sevgileridir.

bir dikkatimi çeken diğer bir nokta Selanik'te güçlü, adaletli Osmanlı yöneti varken hakların nasıl içiçe huzur içinde yaşadıkları.

bir 4. izlenimim ise imparatorluğun çküş dönemini güzel yansıtması. sarayın ahaliden kopukluğu zenginlik ve şatafatlı yaşayışı ve bununla birlikte saraya yakın eşrafında aynı zenginlik ve israf içinde yaşayışı. Bunu Hadiye Hanımın anılarından geçen Enis Paşa Konağı tasvirlerinde bulmak mümkün. aklımda kalan bir kaç şey:

- Enis Paşa öldüğü zaman eski aşçı, az etli az yağlı yemek yapamadığı için konaktan ayrılmak ve daha iyi yaşamı olan başka bir yere geçmek talep ediyor.
- Hadiye Hanım'ın çeyizi için Paris'ten getirtilen ipekli eşyalar(Halılar, sabahlıklar vs ) bile ipekten kağıtları sarılı olarak geliyor.
- Münire Hanımın olsun Hadiye Hanımın olsun çok yüklü miktarlar tutan zinet eşyalarına sahip olduklarını görüyorsunuz
- Ev eşyalarını zaten saymaya gerek yok, gümüşler mi dersiniz, altın revaklı eşyalar bunları Hadiye hanımın anılarında bol bol bulabilirizsiniz özellikle Enis Paşa Konağı anlatımlarında.

ki bu anlatılan dönemin imparatorluğun çöküşte olduğu dönem olduğunu unutmayalım. tabiki bir paşa konağı böyle ise artık sarayın ne durumda olduğunu kestirmek zor değil. zaten yükselme dönemi padişahlarının mekanı Topkapı Sarayı ile çöküş dönemi padişahlarının mekanı Dolmabahçe Sarayını karşaılaştırmak da zaten bize sürec hakkında bilgi veriyor.

16 Haziran 2009 Salı

Taras Bulba - Gogol

Eser adı -Yazar Adı


Eser Adı: Taras Bulba
Yazar : Nikolay Vasilyeviç Gogol
Tür :
Yayınevi:
Sayfa :
Ek özellik:

Açıklama :

Yorum :

8 Haziran 2009 Pazartesi

Hiç Bir Şey Raslantı Değil - Richard Bach

Hiç Bir Şey Raslantı Değil -Richard Bach



Eser Adı:Hiç Bir Şey Raslantı Değil
Yazar :Richard Bach
Tür :Roman
Yayınevi:Arkadaş
Sayfa :255
Ek özellik:

Açıklama :


Bir Çingene Pilotun Çağdaş Amerika Serüvenleri. Amerikan Hava Kuvvetleri'nde görev yapmış eski bir pilot olan Bach; hayatı boyunca uçuştan hiç kopmamış, yaşam deneyimlerini eserlerinde paylaşmıştır. Bu kitapta, kasaba kasaba dolaşarak,insanları 3 dolara uçurduğu (sadece uçurmak değil aslında birde hayata tepeden baktırdığı) anılarını anlatıyor.
Yorum :


zevkle okudum bir kere. ve kesinlikle İstanbul'u havadan görme arzum doruklara ulaştı. Bir pilot olmuş olmayı elbette istedim ama özgür bir pilot :D

pilotun uçağı ile adeta dans edişi, onu çok iyi tanıyor olması ve onu kişiselleştirmeiş olması bana eğer insanlar mesleğini severse ve kullandığı bir araç onun bir parçası olursa çalışmak onun için sevdiği bir işi yapmak olacağını hatırlattı. (hiç çalışmadım ,çünkü hep sevdiğim işi yaptım gibi bir söz vardı. kaynağını bulup burayı düzelticem).

kitaptan öğrendiğim diğer şey ise DOSTLAR. Ne kadar değerliler. "Dost denilen şeye şükürler olsun."

Ve diğerlerii:

"bir geleceği seçmenin bir yolu da, onun kaçınılmaz olduğuna inanmaktır", öyleyse seçmek ve seçtiğini yaşamak zorundasın, peki zevk alarak yaşmaya ne dersin.

"herhangi bir anlaşmazlıkta, ya kendimizi savunuruz, ya da öğreniriz", öğrenmeye var mısın?

"bizim kim olduğumuzu, ne olmakta olduğumuzu saptayan şey, karşımızdaki zorluk değil, onu karşılayış biçimimiz, ona karşı davranış biçimimiz. enkaza bir yanar kibrit mi fırlatacağız, yoksa üzerinde çalışıp adım adım özgürlüğe mi yaklaşacağız".

"Sorunlar, alt edilmek için. Özgürlük, kanıtlanmak için. Ve biz rüyamıza inandığımız sürece, hiçbir şey rastlantı değil". buda kitabın son cümlesi. kitap bu cümleyi kanıtlamak için yazılmış adeta ve evet gerçekten öyle dedirtiyor.

eğer dikkatliyse, zihnimiz ve gözlerimiz açıksa, sıradan şeylerdeki anlamları görürüz; diğer zamanlarda omuz silkip "şans" dediğimiz olaylardaki amaçları anlarız.(Roland Bach)

Beni hayrette bırakan bir diğer şeyse amerika ile alakalı. Bir çok kasabanın uçuş alanın olması. insnaların şahi uçaklarının olması ve de halkın uçaklara gösterdiği ilgi. 3 doları düşünüyorum acaba ne kadar denk gelir şimdi. bizde olsa insnalar binermiydi.

5 Mart 2009 Perşembe

Çiçekler Büyür - Emine Işınsu

Çiçekler Büyür -Emine Işınsu

Eser Adı: Çiçekler Büyür
Yazar : Emine Işınsu
Tür : Roman
Yayınevi: Elips Kitap
Sayfa : 465
Ek özellik:

Açıklama :
Komşumuz Bulgaristan'da sosyalist rejim hüküm sürerken, oradaki soydaşlarımızın yaşadığı baskı ve zulüm hafızalarımızda derin izler bıraktı. En temel insan hakları hiçe sayılarak "tek tipleştirme" sistemli bir şekilde uygulanıyordu.

Emine Işınsu, yaşanan bu drama kayıtsız kalamayan kalemiyle, gelecek kuşaklara çok önemli bir eser bırakıyor. Unutmayalım, unutturmayalım diye.. (Kitabın tanıtımından)

1976'lardan bu yana, Bulgaristan'da yaşayan milletdaşlarımıza, Bulgar Hükümetleri'nin uyguladığı, insanlık utancı politikalar ve kanlı baskılar. İlay, bir küçük kadın, bunlara nasıl karşı koyabilir? ... Gerçi tabancasında tek kurşun kalmıştır ama, silahı kendisine çevirmek, İlay'ın karakterine çok ters bir tutumdur. Oysa, bedenler, beyinler ve sevdalar, bu toprağa gübre olabilir, iş ki çiçekler, her yıl yeniden büyüyebilsin... (antoloji.com)

Yorum :
üniversite 1 de iken okumuştum bu kitabı. Çok hoşuma gitmişti. Geçen gün eski eşyalarımı karıştırıken not aldığım bir kağıdı buldum, kitap dünyamda paylaşmak istedim notlarımı. Kelimesi kelimesine hatırlamıyorum yazdıklarımı mealen diye düşününüz.

şöyle diyordu kahramanlardan birisi: düşünmemize vakit kalmasın diye bizi sürekli meşgul ediyorlardı, okuldan sonra partiler,programlar düzenliyorlardı, eve gidince okadar yorgun oluyorduk ki hemen yatıyorduk. Bulgarların türkleri asimile etme politikası,onları çok çalıştırıp düşünmeye vakit ve mecal bırakmamak.

İdeallerine aşık olan, aşık olamaz, olsa bile ideallerine aşık olana aşık olabilir. İlay'ın dedesi Ilay'a idealleri ve aşkı arasında seçim yapması gerektiğini bu cümle ile söylüyordu. İlay ve Mehmet Ali bu seçimi yapmak durumunda kalıyor.

1 Mart 2009 Pazar

Dağlar Devrildiğinde / Ebedi Nişanlı -Cengiz Aytmatov

Dağlar Devrildiğinde / Ebedi Nişanlı -Cengiz Aytmatov

Eser Adı:Dağlar Devrildiğinde / Ebedi Nişanlı
Yazar : Cengiz Aytmatov
Tür : Roman
Yayınevi: Ufuk Kitapları
Sayfa :272
Ek özellik:

Açıklama :
İşte,yine bi yerlerden esmeye başladı rüzgar.Ki bu rüzgar,dünya hayatının her alanında,ruhlada,düşünce ve duygularda,İnsan davranışlarında her ne varsa görebilmek adına devriye gezen ve acele eden kaderin ta kendisiydi.Kader,planda olanı tabi ki ertelemiyor,yok saymıyordu.İnsanlar için beklenmedik olan kesişmeleronun sırlı aynasında gerçek oluveriyordu..
Düyno ordundabı?Dünya yerinde mi?Ta çocukuluğundan beri çeşitli vesilelerle köylülerinden sık sık duyduğu bu cümle şimdi durduk yerde aklına geliverdi.Evet,görünüşe bakılırsa dünya da yerindeydi,nerden,nasıl içine düştüğünü bilemediği bu eski okulu da.Hatta işte şu sıra dağlar bile aynıydı.Fakat insanın içindekiler,ruh dünyası tamamen yıkılmış mahvedilmiş olabilirdi.İşte bundan herhangi biri tekrar be tekrar sorabilirdi:Düynö ordundabı?

Yorum :
Bir zamanlar hayatının en doruk noktarını yaşayan, çevresindekilerin ona değer verdiği ama şimdi yalnızlığa yitilmiş, zirvedeki yerini kaptırmış bir kar parsı ve serbest gazetecinin ölüme aynı kaderle yürüyüşleri...

gazetecinin intihar etme aşaması herzamanda söyledğim gibi hayatı geçici zevklere bağlayan onlarla anlamlandıran ama bu geçici ve sonsuza dek olmasını sağlayamadığı etkenler, maddeler, insanlar elinden gidince hayatında anlamını yitirmesinin çok güzel bir örneği.ve daha anlamlısı hayatın ona bağlı olmayışı. zira gazeteci artık onsuz yapamam deyip intihar etmeye düşündüğü sevgilisinin yerine yenisini çokda kolay buldu ve hayatının yeni anlamı bu oldu ... komik dimi...

kar parsında ise şunu görüyorum, herşey gençken demek istemiyorsan kendine sadık bir eş, dost bulmalısın. ne durumda olursan ol sana vefalı,sana sadık olmalı. güçlü kuvvetli iken yanında yaşlanınca karşında. Paran, kudretin varken dostlar sürüyle, ama bide düştünmü gerçek dostu araki bulasın.

birde başlığa dahi geçmiş ebedi nişanlı hikaysi var tabiki:
....

26 Şubat 2009 Perşembe

Olasılıksız - Adam Fawer


Olasılıksız
Adam Fawer
Olasılıksız -Adam Fawer

Eser Adı: Olasılıksız
Yazar : Adam Fawer
Tür : Roman
Yayınevi: April
Sayfa : 472
Ek özellik:

Açıklama :
Bir sabah, yıllardır görmediğiniz bir arkadaşınızı düşünerek uyandınız. Bir saat sonra, onunla sokakta karşılaştınız. Sizce bu sadece bir tesadüf mü, yoksa çok daha farklı bir anlamı olabilir mi? Siz hiç Loto’da büyük ikramiyeyi kazanmadınız. Ama birileri kazanıyor. Hem de sürekli! Onlar sizden daha mı şanslılar? Şans nedir gerçekten? İçinizde bütün parayı kırmızıya yatırmanız gerektiğini söyleyen bir his var. Bu his bir öngörü müdür? Yoksa daha fazlası mı? Yolda gidiyorsunuz. Kafanızı çevirip yandaki küçük parkta baktınız ve bir anda bu anı daha önce de yaşamış olduğunuzu hissettiniz. Evet, Deja Vu. Sizce nedir Deja Vu; Geçmiş mi, rüya mi yoksa geleceği mi görüyorsunuz? Eğer siz de kontrolün kimde olduğunu merak ediyorsanız, ‘OlasılıkSız’ tam size göre bir roman.. (arka kapaktan)


Yorum :
arkadaşımın tavsiyesi üzerine okuyorum, güzel olduğunu söyledi. bitince bu kısım dolacak : )

okunmaya değer bir kitap, bir solukta okudum.

Sonlara doğru kim kimdi ya diyeceksiniz. Olayları ve konuşmaları iyi takip edin.

Okurken bir taraftan biraz olasılık biraz Laplace şeytanı'nı da araştırmakta fayda var.

aşağıda güzel bir denemeden seçmeler var.

Laplace Şeytanı

17. yüzyılda Isaac Newton'un kalkülüs ve klasik mekaniğin ilkelerini geliştirmesiyle bilimsel bir devrim gerçekleşmişti. Bu tarihten sonra biliminsanları doğaya daha farklı bir açıdan bakmaya başlamışlardı. Newton fiziği sayesinde ilk kez cisimlerin dinamikleri basit denklemlerle belirlenebilmeye başlanmıştı. 18. yüzyıl sonlarıyla 19. yüzyıl başlarında Fransız bir fizikçi olan Pierre-Simon Laplace Newton'un bu alandaki çalışmalarının devamını getirdi. Laplace daha sonraları Laplace Şeytanı olarak anılacak fikrini şu satırlarla dile getiriyordu:

"Evrenin halihazırdaki durumunu geçmişin bir etkisi ve geleceğin nedeni olarak görebiliriz. Dolayısıyla her bir anda doğaya etkimekte olan güçlerin tamamının bilgisine ulaşıp doğayı oluşturan varlıkların birbirleriyle olan etkileşimlerinden haberdar olabilen, bununla da kalmayıp bu uçsuz bucaksız bilgiyi analiz edebilen bir akıl, evrendeki en görkemli ve ağır cisimlerden en hafif atoma kadar herşeyi tek bir formülde toparlayıp geleceği de şimdinin kesinliğiyle bilebilecektir."-Marquis Pierre Simon de Laplace

......


Yaşar Karaca isimli okuyucumuz şöyle sormuş bizlere:

"Merhabalar, yeni okuduğum kitapta laplace şeytanı diye bir teoriden bahsediliyor.Ve bu teori şizofren kişilerde geleceği görmeyi sağladığına dair bir tez ortada. Bu tezin doğruluğu veya olduğu hakkında bilgi verirseniz çok sevinirim".

Bahsettiginiz kitabın Adam Fawer'ın "İmkansız" adlı romanı olduğunu tahmin ediyorum. Kitapta örnek verilen şizofreni vakası yazarın kendi hayal gücü diyebiliriz. Araştırdığım pek çok bilimsel arama motorunda konuyla ilişkili bir makaleye rastlayamadım. Laplace Şeytanı varsayımsal bir öngörü. Öngörünün kabul ettiği gibi insanın ve dünyanın yalnızca doğrusal (lineer) sistemlerden meydana geldiğini düşünsek bile her bir anda o bunlara etkiyen iç ve dış etmenleri belirleyebilmek mümkün değil. Dolayısıyla geleceği Laplace'ın varsayımında belirtilen koşullarda görebilmek olanaksız. Değil ki insanı ve dünyayı oluşturan sistemler tahmini güç nonlineer ve kaotik yapılar da sergilemekte.


kaynak: LAPLACE ŞEYTANI, KAOS VE KELEBEK ETKİSİ: http://www.biltek.tubitak.gov.tr/gelisim/psikoloji/deneme.htm#laplace

24 Şubat 2009 Salı

Yabancı- Albert Camus

Yabancı-Albert Camus


Yabancı
Albert Camus




Eser Adı:Yabancı
Yazar : Albert Camus
Tür : Roman
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa : 117
Dizi: Modern Klasikler
Ek özellik: 1957 nobel edebiyat ödülü

Açıklama :

Yabancı, romancı, tiyatro yazarı, düşünür ve politik kuramcı olarak İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yalnız Fransa’da değil tüm dünyada kuşağının sözcüsü ve yol göstericisi yazar Albert Camus’nün 1942’de yayınlanan ilk ve en çok ses getiren yapıtıdır. Romanda, bir Arabı öldüren ama bu suçtan çok, yalnızca gerçek duygularını dile getirdiği ve toplumun istediği kalıba girmeyi reddettiği için toplum dışına itilen bir “yabancı” aracılığıyla, 20. yüzyıl insanının içine düştüğü yabancılaşma anlatılır. Bir türlü ele geçirilemeyen “anlam”ın sürekli aranması, toplumdan ve dış dünyadan kopuk bir bilinç, topluma yabancı duran kahramanın çevresiyle ve toplumla arasındaki çatışmayı anlatan roman büyüleyici gücünü, içinde barındırdığı trajedi duygusundan alır. Camus, genç kahramanı Meursault’nun dış dünya ile arasına koyduğu mesafeyi, kendine ve topluma yabancılaşmasını, annesinin ölümü dahil her şeye nesnel bir biçimde yaklaşmasını ustalıkla dile getirir. (Arka Kapaktan)

Albert Camus'nün ( 1913-1960) en tanınmış, en çok yabancı dile çevrilmiş, en çok incelenmiş ve hala en çok satan kitaplar arasında yer alan Yabancı, aynı zamanda yazarın en gizemli yapıtı. Ölümün egemen olduğu bir varlıkın en anlamsız olgularını saçma bir düzensizlik içinde yaşayan bu romanın başkişisi Meursault, bir simge kahraman değildir, adı olmayan bir Yabancıdır; bu eksik kimlik, gerçeklikten algıladığı şeyi yapılandıramayan, yeniden örgütleyemeyen, ama gerçekliğin yankılarını yakalamaya çalışan bir boş bilincin imgesidir. Onun kayıtsızlığı ve edilgenliği, işte bu boş bilincin ürünüdür. Yabancı, büyüleyici gücünü, içinde barındırdığı trajedi duygusuna borçlu: Bir türlü ele geçirilemeyen anlamın sürekli aranması, bilinç ile toplumsal dünya arasındaki çatışma... Camus'yle buluşanların hiçbiri, onunla karşılaşınca hayal kırıklığına uğramamıştır. Mutluluk, bir yerde ve her yerde hiçbir şey beklemeden dünyayı, insanları sevmektir, der Camus. Giderek daha çok sevilen bir yazar olması, onun bu sevgisinin yansımasından başka bir şey değildir.(kitabın tanıtımından)



Yorum :
Kitabın savunduğu tez dünya boş ve manasız, her şey, insan, hayat, toplum saçmadır. Evrensel bir saçmalıktır bu. Bunu düşünmek çok yorucu, hayattan bezdiricidir. Yaşamın tekdüzeliği altında, makinalaşmış bir dünyada makinalaşmış insan, ölümü bile rahatlıkla kabul eder. Hayat yaşamaya değmez. (vikipedia)

Hayatta hiç bir gayesi kalmayan bir insanın yaşam anlam veremeyişini, iradesini kullanmayışını, kullanmak istemeyişini, kendini hayatın akışına bırakışını görüyoruz.

kahraman annesini kaybediyor ama o anı yaşayışı yada bize anlatışı sanki bir arkadaşının annesi kendisi olayı gözlemliyor. yada bir ilişki yaşıyor ama pek de önemi yok onun için, ne bu ilişkiyi korumak ne güzelleştirmek. hani deriz ya harala gürele yaşıyor diye...

sanki herşeyi yaşayan başkası konuşan onu izleyen biri. Anlattığı olaylar kendine yabancı, kendi sürece yabancı. tek işi gözlemcilik gibi... şu cümleler tamda bunu anlatıyor: "yani bu işin benim dışımda görülüyor gibi bir hali vardı. Her şey, ben karıştırılmaksızın olup bitiyordu, kaderim bana sorulmadan tayin olunuyordu (...) İyi düşününce söylenecek bir şeyim olmadığını anlamaktaydım. Kendi kendimi seyrediyormuş gibi bir hisse kapıldım."

hayatın anlamı olsaydı kahraman için yaşam başka olurdu özetle.

8 Şubat 2009 Pazar

Kane ve Abel - Jeffrey Archer



Kane ve Abel
Jeffrey Archer

Eser Adı: Kane ve Abel
Yazar : Jeffrey Archer
Tür : Roman
Yayınevi: Remzi Kitabevi
Sayfa : 527
Ek özellik:

Açıklama :

Bostonlu bir bankerin oğlu olan William Lowell Kane ile, soylu ama yoksul bir Polonyalı göçmen olan Abel Rosnovski, dünyanın ayrı köşelerinde ve farklı koşullarında, aynı gün doğmuşlardı... Para ve başarı hırsıyla kamçılanan bu iki insan, giriştikleri acımasız mücadele sırasında karşı karşıya gelecekler ve birbirlerine karşı duydukları nefret kaderlerini belirleyecekti... (arka kapaktan)

Yorum :
kitaptan öğrendiğim çok güzel bir şey var. Kane'nin büyükanneleri o yedi yaşına geldiğinde, ona paranın değerini öğretmek için haftada 1$ vermeye başladılar ve harcadığı her sentin hesabını kaydetmesini istediler. Ve bunun için ona bir muhasebe defteri verdiler, tabii parasını ilk harçlığından kestiler. Kane 1$'rını şu şekilde bölüyordu:
50 sentle yatırım yapıyor
20 sent harcıyor
10 senti beğendiği bir hayır işine veriyor
20 sentide yedek olarak tututordu.

çocuğuma uygulamayı düşünüyorum. insanlar büyüyünce bunu elbette yapıyor ama önemli olan küçükte öğrenmesi. en önemliside özellikle vermeye elini cimri alıştırmaması. bu şekilde hem kendisi ihtiyaçlı iken ve başkasından alırken dahi paylaşmayı öğrenecektir.


Hırs hasarettir. Abel'e banka müdürlerinden Curtis Fenton'dan gelen mektupta "ileri görüşlü olması ve cömertliği ile Baron Grubu'nun varolmasını sağlayan beyfendi, New York'taki Lester Bank'ın başkanı Bay William Lowell Kane'dir" cümlesini okuduğum da ilk aklıma gelen şey oldu. Hırs Abel'in gözünü okadar kör etmiştiki bunu aklına getirmesi imkansız, inanması ise çok güçtü. Ve bu hırsı aslında Kane'i değil kendini mahvetti. Tüm hayatınızı kendisini mahvetmek hırsı ile kazandığınızı, ve bu kişinin aslında sizin kazanmanızı sağlayan kişi olduğunu öğrendiğiniz anı bi düşünür müsünüz? Yoo, bur durumda olmayı asla istemem.

Oysa Kane ile görüşmlerinde Kane ona, desteği vermek istediğini ama bankanın destek kararı çıkarmadığını söylemişti, ama bi kere Leroy ona , "o yeni yetme yokmu" demişti. Burada önyargınında nelere sebep olduğunu görmüş oldum. Çünkü Kane hakkında ilk bilgiyi Leroydan almıştı ve hiç iyi değildi.

aslında Kane bu kavgayı destekçisinin kendisi olduğunu söyleyerek bitirebilirdi, ama bence asalatinden bunu hep saklı tuttu.Ve ben arka kapaltaki birbirlerine karşı giriştikleri amansız mücadele kavramına katılmıyorum, çünkü mücadelede eden içinde hep kin olan Abeldi. Kane ona karşı sadece kendini korumak için mücadele etti.

13 Eylül 2007 Perşembe

Semerkant - Amin Maalouf

Semerkant-Amin Maalouf

Eser Adı:Semerkant
Yazar :Amin Maalouf
Tür :Roman
Yayınevi: YKY
Sayfa :249


Açıklama :

"Titanic'te Rubaiyat! Doğu'nun çiçeği Batı'nın Çiçekliğinde! Ey Hayyam! Yaşadığımız şu güzel anı görebilseydim!"

Amin Maalouf, "Afrikalı Leo"dan (YKY, 1993) sonra bu kez Doğu'ya, İran'a bakıyor. Ömer Hayyam'ın Rubaiyat'ının çevresinde dönen içiçe iki öykü... 1072 yılında, Hayyam'ın Semerkant'ında başlayan ve 1912'de Atlantik'te bit(mey)en bir serüven... Bir elyazmasının yazılışının ve yüzlerce yıl sonra okunurken onun ve İran'ın tarihinin de okunuşunun öyküsü/tarihi...SİTE


Yorum :
*** beni vuran bir cümle:

Ayağa kalk,uyumak için
Önümüzde sonsuzluk var!

Ömer Hayyam-Rubaiyat 'tan

3 Eylül 2007 Pazartesi

Afrikalı Leo - Amin Maalouf

Afrikalı Leo-Amin Maalouf

Eser Adı: Afrikalı Leo (Léon I'Africain)
Yazar :Amin Maalouf
Tür : Roman
Yayınevi:Yapı Kredi Yayınları
Sayfa : 337
Ek özellik: (çeviren) Sevim Gündüz Raşa

Açıklama :

Afrikalı Leo, gerçek bir yaşam öyküsünden çıkarılmış düşsel bri yaşamöyküsü: "Bir berberin sünnet ettiği, bir Papanın vaftiz ettiği" Hasan ibn Muhammed el-Vezzan ez-Zeyyati alias/namıdiğer Giovanni Leone de Medici'nin, Leo Africanus yani Afrikalı Leo'nun özyaşamöyküsü yazmış olsaydı yazacağı gibi... ( arka kapak)

Yorum :


Kahramanın din, dil,ırk özelliklerine bakmadan yaşadığı seruveni okumak heycan verici. Bukadarda olarbi dedirten olaylar zinciri. Ne yok ki.. Granada'dan Fas'a,Kahire'ye,İstanbul'a hatta Roma'ya uzanan zorunlu -istekli yolculuklar. Yeni bir yolculukta arkada eş,çocuk,varlık hepsini bırakarak gitmek yeni yerde yeni eşler,çocuklar ve varlıklar elde etmek.

kimiz zaman tüccar ,kimi zaman elçi, kimi zaman köle ,ve hatta Papa'nın korumasında bir oğul. hepsini yaşayan tek kişi. Granadalı bir müslüman Hasan.

Hasan ve hayatını okuyunca başta dediğim gibi onu dilinden,dininden ,ırkından ayrı düşünmeden okunduğunda bir tiksinti,bir aşağılanma ,bir batılı(hristiyan) gibi görülmek istenen bir müslüman görüyorsunuz. Yazar esasen doğulu olmasına rağmen batılı gibi -batılının görmek isteği doğuyu yazmış.

mesala şu cümlelere bir anlam yükleyemedim

-kahraman bir bayanla (türk şehzadesinin dul karısı -Çerkez Nur- ile) buluşacak.
"O gün hiç yüksünmeden cuma namazına gitmedim" (Çerkez Sultan Yılı ,sy:227)

-"Çıldırmamak için çocukluğumun Tanrı'sına günde beş kez namaz kılmaya başladım" (Süleyman yılı, sy:301)

müslümanın diyen birisi bunları yapmazmı elbette yapar ,onun seçimi. ama sanki kitap başta hakiki bir müslüman tipindeki karekteri istediği formata getirmiş gibi geldi bana.

not: tabiki bunlar benim düşüncelerim,farklı bakış açılarıda olabilir.

15 Ağustos 2007 Çarşamba

Fatih - Harbiye - Peyami Safa

Fatih - Harbiye-Peyami Safa

Eser Adı : Fatih - Harbiye
Yazar : Peyami Safa
Tür : Roman
Yayınevi : ÖTÜKEN NEŞRİYAT
Sayfa : 128
Ek özellik: MEB 100 temel eser

Açıklama :
Yazar bu romanında Tanzimat'tan kopup gelen, Millî Mücadelede ve sonraki yıllarda alevlenen batılılaşma hareketlerinin Türk tipindeki ve cemiyetindeki etkilerini incelemektedir.

Bir genç kız (Neriman)ve 2 erkek (Macit -batı ve Şinasi -doğu temsili) arasındaki ilişkiden yola çıkarak batının tekniğini almalıyız ama kültürünü asla sonucuna varan bir fikir. Neriman iki erkek rasında seçim yapmak durumdadır.Aslında seçimi erkekler arasında değil yaşam tarzı konusundadır. Neriman doğu kültürü ile yetişmiş ama batıya özenen ,Şinası doğu kimliğini benimsemiş, Macit ise bir batılı gibi yaşayan insanı temsil etmektedir.

kitabın adındaki iki yer de yine doğu(Fatih) ve batıyı(Harbiye) temsil etmekte. Neriman Fatihte oturmakta ama gönlü Harbiyeden yana.

Ana Fikir: "Teknikte garplılaşmakla iktifa mı etmeliyiz, yoksa kültürde de mi garplılaşmalıyız?"
"Her kültür (hars) millî kalmalıdır ve millî kalmaya mahkûmdur;tekniğe gelince bu beynelmileldir(uluslar arası)." - kitaptan alıntıdır-

"Medeniyetin beynelmilel fakat harsın mutlaka millî olduğunu unutmayacağız."

Yorum : Tanzimat dönemi ile osmanlıda başlayan garplılaşma hareketlerinin insanlar üzerindeki etkilerini gözler önüne çok güzel seren bir kitap. hem kendi kültürünü korumaya çalışanların hemde başka kültürlere hayran kalanların okuması ve fikirlerini birkez daha gözden geçirmesi gerekli diye düşünüyorum. ve şimdiye kadar neden okumamışım diye hayıflanıyorum.

kitapta ayrıca ailesi neyse çocuğuda odur olmadığını, zamanın şartlarına göre çocukların isteklerinin değişebildiğini ve ailelerin çocuklarını kendi zamanlarına göre değil gelecek zamanlara göre yetiştirmeleri gerektiğini gördüm.

"Çocuklarınızı kendi zamanınıza göre değil, onların yaşayacakları zamana göre yetiştiriniz"


Hz. Ali (r.a.)
"Rus kızı tahsil görmüş bir kızdır,sathî şeylere kıymet vermez,hakiki güzellikleri arar".
" Velhasıl ,bu rus kızı büyük bir hata işlediğini anlamış, hakiki kıymetlerle medeniyetin sahte kıymetleri arasındaki farkı çok iyi görmüş".
Neriman'ı kendine getiren rus kızı ile alakalı kitaptan bir kaç seçme.

13 Ağustos 2007 Pazartesi

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu - Peyami Safa

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu-Peyami Safa

Eser Adı: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
Yazar : Peyami Safa
Tür : Roman
Yayınevi: ÖTÜKEN NEŞRİYAT
Sayfa : 109
Ek özellik: MEB 100 temel eser

Açıklama :
Roman, yalnız ve hasta bir çocuğun ızdırabını, çocukça aşkını ve kıskançlığını; mes'ud olmak isteyen bir genç kızın temiz sevgisini; inanmak arzusu bütün benliğini saran bir insanın kuruntularını ve çıplak hastahane duvarı gerisindeki hıçkırıklarını anlatır.

Yorum :

gülen Elma :D

9 Ağustos 2007 Perşembe

Babalar ve Oğullar - Ivan Turgenyev

Babalar ve Oğullar-İvan Sergeyeviç Turgenyev


Eser Adı: Babalar ve Oğullar
Yazar : İvan Sergeyeviç Turgenyev
Tür : Roman
Yayınevi:Doğan kitap
Sayfa : ...
Ek özellik: MEB 100 temel eser

Açıklama:
1859 yılının Mayıs ayında baba Nikolay Petroviç Kirsanov, üniversiteyi bitirmiş oğlu Arkadiy'in dönüşünü heyecanla beklemektedir. Oğlunun değerli arkadaşım diye tanıştırdığı Bazarov, çitliğe adımını atar atmaz gelenekselden derin bir kopuşun, bir kuşak çatışmasının temsilcisi olduğunu belli eder. Sadece doğa bilimlerinin yasalarına inanan genç Bazarov, kırsal kökenli aristokrasinin kent kökenli aydınlar ile yaşadığı gerginliği yansıtır. Edebiyatın vazgeçemediği genel kuşak çatışması teması, bu romanda tarihsel bir kesite ve belli bir ülkenin koşullarına bağlanarak inandırıcı, açıklanabilir, trajik özellikler kazanıyor.

Bablar ve Oğullar: Kaçınılmaz kopuş.

Yorum :


gülen elma :D