Kitap Dünyam 'da Ara

1 Eylül 2009 Salı

Bir İmparatorluk Çökerken- Cahit Uçuk


Eser Adı:Bir İmparatorluk Çökerken
Yazar : Cahit Uçuk
Tür : Anı-Roman
Yayınevi: YKB
Sayfa :
Ek özellik:

Açıklama :
Cahit Uçuk, anılarında, Selanik ve İstanbul'un ahşap konaklarındaki görkemli yaşamı, işgal yıllarını, ülkeyi kaplayan kara bulutların arasından yeni bir devlet kurmaya çalışan idealist insanların çabalarını ve unutulmuşluğu anlatıyor. Artık çarpıtılmaya yüz tutan yakın tarihimizin birinci elden tanıklığı.
Cumhuriyet Türkiyesi'nin ilk kadın yazarlarından biri olan ve 60. yazı yılını kutlayan, Cahit Uçuk'un anılarında anlattığı sadece onun değil, hepimizin geçmişi... (arka kapaktan)

Yorum :

Kitabın anı olduğunu gördüğümde biraz hevesim kaçtı okumak için ama Cahit Uçuk'un roman havasındaki anılarını (daha doğrusu Hadiye Üçok'un yani annesinin anıları bence) anlatışı hızlı bir şekilde okumama vesile oldu.

kitaptan bende kalan bir diğer izlenim Hadiye Hanım ile Vehbi Beyin karı-koca ilişkilerin güzelliği, birbirlerine saygı ve sevgileridir.

bir dikkatimi çeken diğer bir nokta Selanik'te güçlü, adaletli Osmanlı yöneti varken hakların nasıl içiçe huzur içinde yaşadıkları.

bir 4. izlenimim ise imparatorluğun çküş dönemini güzel yansıtması. sarayın ahaliden kopukluğu zenginlik ve şatafatlı yaşayışı ve bununla birlikte saraya yakın eşrafında aynı zenginlik ve israf içinde yaşayışı. Bunu Hadiye Hanımın anılarından geçen Enis Paşa Konağı tasvirlerinde bulmak mümkün. aklımda kalan bir kaç şey:

- Enis Paşa öldüğü zaman eski aşçı, az etli az yağlı yemek yapamadığı için konaktan ayrılmak ve daha iyi yaşamı olan başka bir yere geçmek talep ediyor.
- Hadiye Hanım'ın çeyizi için Paris'ten getirtilen ipekli eşyalar(Halılar, sabahlıklar vs ) bile ipekten kağıtları sarılı olarak geliyor.
- Münire Hanımın olsun Hadiye Hanımın olsun çok yüklü miktarlar tutan zinet eşyalarına sahip olduklarını görüyorsunuz
- Ev eşyalarını zaten saymaya gerek yok, gümüşler mi dersiniz, altın revaklı eşyalar bunları Hadiye hanımın anılarında bol bol bulabilirizsiniz özellikle Enis Paşa Konağı anlatımlarında.

ki bu anlatılan dönemin imparatorluğun çöküşte olduğu dönem olduğunu unutmayalım. tabiki bir paşa konağı böyle ise artık sarayın ne durumda olduğunu kestirmek zor değil. zaten yükselme dönemi padişahlarının mekanı Topkapı Sarayı ile çöküş dönemi padişahlarının mekanı Dolmabahçe Sarayını karşaılaştırmak da zaten bize sürec hakkında bilgi veriyor.

16 Haziran 2009 Salı

Taras Bulba - Gogol

Eser adı -Yazar Adı


Eser Adı: Taras Bulba
Yazar : Nikolay Vasilyeviç Gogol
Tür :
Yayınevi:
Sayfa :
Ek özellik:

Açıklama :

Yorum :

8 Haziran 2009 Pazartesi

Hiç Bir Şey Raslantı Değil - Richard Bach

Hiç Bir Şey Raslantı Değil -Richard Bach



Eser Adı:Hiç Bir Şey Raslantı Değil
Yazar :Richard Bach
Tür :Roman
Yayınevi:Arkadaş
Sayfa :255
Ek özellik:

Açıklama :


Bir Çingene Pilotun Çağdaş Amerika Serüvenleri. Amerikan Hava Kuvvetleri'nde görev yapmış eski bir pilot olan Bach; hayatı boyunca uçuştan hiç kopmamış, yaşam deneyimlerini eserlerinde paylaşmıştır. Bu kitapta, kasaba kasaba dolaşarak,insanları 3 dolara uçurduğu (sadece uçurmak değil aslında birde hayata tepeden baktırdığı) anılarını anlatıyor.
Yorum :


zevkle okudum bir kere. ve kesinlikle İstanbul'u havadan görme arzum doruklara ulaştı. Bir pilot olmuş olmayı elbette istedim ama özgür bir pilot :D

pilotun uçağı ile adeta dans edişi, onu çok iyi tanıyor olması ve onu kişiselleştirmeiş olması bana eğer insanlar mesleğini severse ve kullandığı bir araç onun bir parçası olursa çalışmak onun için sevdiği bir işi yapmak olacağını hatırlattı. (hiç çalışmadım ,çünkü hep sevdiğim işi yaptım gibi bir söz vardı. kaynağını bulup burayı düzelticem).

kitaptan öğrendiğim diğer şey ise DOSTLAR. Ne kadar değerliler. "Dost denilen şeye şükürler olsun."

Ve diğerlerii:

"bir geleceği seçmenin bir yolu da, onun kaçınılmaz olduğuna inanmaktır", öyleyse seçmek ve seçtiğini yaşamak zorundasın, peki zevk alarak yaşmaya ne dersin.

"herhangi bir anlaşmazlıkta, ya kendimizi savunuruz, ya da öğreniriz", öğrenmeye var mısın?

"bizim kim olduğumuzu, ne olmakta olduğumuzu saptayan şey, karşımızdaki zorluk değil, onu karşılayış biçimimiz, ona karşı davranış biçimimiz. enkaza bir yanar kibrit mi fırlatacağız, yoksa üzerinde çalışıp adım adım özgürlüğe mi yaklaşacağız".

"Sorunlar, alt edilmek için. Özgürlük, kanıtlanmak için. Ve biz rüyamıza inandığımız sürece, hiçbir şey rastlantı değil". buda kitabın son cümlesi. kitap bu cümleyi kanıtlamak için yazılmış adeta ve evet gerçekten öyle dedirtiyor.

eğer dikkatliyse, zihnimiz ve gözlerimiz açıksa, sıradan şeylerdeki anlamları görürüz; diğer zamanlarda omuz silkip "şans" dediğimiz olaylardaki amaçları anlarız.(Roland Bach)

Beni hayrette bırakan bir diğer şeyse amerika ile alakalı. Bir çok kasabanın uçuş alanın olması. insnaların şahi uçaklarının olması ve de halkın uçaklara gösterdiği ilgi. 3 doları düşünüyorum acaba ne kadar denk gelir şimdi. bizde olsa insnalar binermiydi.

5 Mart 2009 Perşembe

Çiçekler Büyür - Emine Işınsu

Çiçekler Büyür -Emine Işınsu

Eser Adı: Çiçekler Büyür
Yazar : Emine Işınsu
Tür : Roman
Yayınevi: Elips Kitap
Sayfa : 465
Ek özellik:

Açıklama :
Komşumuz Bulgaristan'da sosyalist rejim hüküm sürerken, oradaki soydaşlarımızın yaşadığı baskı ve zulüm hafızalarımızda derin izler bıraktı. En temel insan hakları hiçe sayılarak "tek tipleştirme" sistemli bir şekilde uygulanıyordu.

Emine Işınsu, yaşanan bu drama kayıtsız kalamayan kalemiyle, gelecek kuşaklara çok önemli bir eser bırakıyor. Unutmayalım, unutturmayalım diye.. (Kitabın tanıtımından)

1976'lardan bu yana, Bulgaristan'da yaşayan milletdaşlarımıza, Bulgar Hükümetleri'nin uyguladığı, insanlık utancı politikalar ve kanlı baskılar. İlay, bir küçük kadın, bunlara nasıl karşı koyabilir? ... Gerçi tabancasında tek kurşun kalmıştır ama, silahı kendisine çevirmek, İlay'ın karakterine çok ters bir tutumdur. Oysa, bedenler, beyinler ve sevdalar, bu toprağa gübre olabilir, iş ki çiçekler, her yıl yeniden büyüyebilsin... (antoloji.com)

Yorum :
üniversite 1 de iken okumuştum bu kitabı. Çok hoşuma gitmişti. Geçen gün eski eşyalarımı karıştırıken not aldığım bir kağıdı buldum, kitap dünyamda paylaşmak istedim notlarımı. Kelimesi kelimesine hatırlamıyorum yazdıklarımı mealen diye düşününüz.

şöyle diyordu kahramanlardan birisi: düşünmemize vakit kalmasın diye bizi sürekli meşgul ediyorlardı, okuldan sonra partiler,programlar düzenliyorlardı, eve gidince okadar yorgun oluyorduk ki hemen yatıyorduk. Bulgarların türkleri asimile etme politikası,onları çok çalıştırıp düşünmeye vakit ve mecal bırakmamak.

İdeallerine aşık olan, aşık olamaz, olsa bile ideallerine aşık olana aşık olabilir. İlay'ın dedesi Ilay'a idealleri ve aşkı arasında seçim yapması gerektiğini bu cümle ile söylüyordu. İlay ve Mehmet Ali bu seçimi yapmak durumunda kalıyor.

1 Mart 2009 Pazar

Dağlar Devrildiğinde / Ebedi Nişanlı -Cengiz Aytmatov

Dağlar Devrildiğinde / Ebedi Nişanlı -Cengiz Aytmatov

Eser Adı:Dağlar Devrildiğinde / Ebedi Nişanlı
Yazar : Cengiz Aytmatov
Tür : Roman
Yayınevi: Ufuk Kitapları
Sayfa :272
Ek özellik:

Açıklama :
İşte,yine bi yerlerden esmeye başladı rüzgar.Ki bu rüzgar,dünya hayatının her alanında,ruhlada,düşünce ve duygularda,İnsan davranışlarında her ne varsa görebilmek adına devriye gezen ve acele eden kaderin ta kendisiydi.Kader,planda olanı tabi ki ertelemiyor,yok saymıyordu.İnsanlar için beklenmedik olan kesişmeleronun sırlı aynasında gerçek oluveriyordu..
Düyno ordundabı?Dünya yerinde mi?Ta çocukuluğundan beri çeşitli vesilelerle köylülerinden sık sık duyduğu bu cümle şimdi durduk yerde aklına geliverdi.Evet,görünüşe bakılırsa dünya da yerindeydi,nerden,nasıl içine düştüğünü bilemediği bu eski okulu da.Hatta işte şu sıra dağlar bile aynıydı.Fakat insanın içindekiler,ruh dünyası tamamen yıkılmış mahvedilmiş olabilirdi.İşte bundan herhangi biri tekrar be tekrar sorabilirdi:Düynö ordundabı?

Yorum :
Bir zamanlar hayatının en doruk noktarını yaşayan, çevresindekilerin ona değer verdiği ama şimdi yalnızlığa yitilmiş, zirvedeki yerini kaptırmış bir kar parsı ve serbest gazetecinin ölüme aynı kaderle yürüyüşleri...

gazetecinin intihar etme aşaması herzamanda söyledğim gibi hayatı geçici zevklere bağlayan onlarla anlamlandıran ama bu geçici ve sonsuza dek olmasını sağlayamadığı etkenler, maddeler, insanlar elinden gidince hayatında anlamını yitirmesinin çok güzel bir örneği.ve daha anlamlısı hayatın ona bağlı olmayışı. zira gazeteci artık onsuz yapamam deyip intihar etmeye düşündüğü sevgilisinin yerine yenisini çokda kolay buldu ve hayatının yeni anlamı bu oldu ... komik dimi...

kar parsında ise şunu görüyorum, herşey gençken demek istemiyorsan kendine sadık bir eş, dost bulmalısın. ne durumda olursan ol sana vefalı,sana sadık olmalı. güçlü kuvvetli iken yanında yaşlanınca karşında. Paran, kudretin varken dostlar sürüyle, ama bide düştünmü gerçek dostu araki bulasın.

birde başlığa dahi geçmiş ebedi nişanlı hikaysi var tabiki:
....

26 Şubat 2009 Perşembe

Olasılıksız - Adam Fawer


Olasılıksız
Adam Fawer
Olasılıksız -Adam Fawer

Eser Adı: Olasılıksız
Yazar : Adam Fawer
Tür : Roman
Yayınevi: April
Sayfa : 472
Ek özellik:

Açıklama :
Bir sabah, yıllardır görmediğiniz bir arkadaşınızı düşünerek uyandınız. Bir saat sonra, onunla sokakta karşılaştınız. Sizce bu sadece bir tesadüf mü, yoksa çok daha farklı bir anlamı olabilir mi? Siz hiç Loto’da büyük ikramiyeyi kazanmadınız. Ama birileri kazanıyor. Hem de sürekli! Onlar sizden daha mı şanslılar? Şans nedir gerçekten? İçinizde bütün parayı kırmızıya yatırmanız gerektiğini söyleyen bir his var. Bu his bir öngörü müdür? Yoksa daha fazlası mı? Yolda gidiyorsunuz. Kafanızı çevirip yandaki küçük parkta baktınız ve bir anda bu anı daha önce de yaşamış olduğunuzu hissettiniz. Evet, Deja Vu. Sizce nedir Deja Vu; Geçmiş mi, rüya mi yoksa geleceği mi görüyorsunuz? Eğer siz de kontrolün kimde olduğunu merak ediyorsanız, ‘OlasılıkSız’ tam size göre bir roman.. (arka kapaktan)


Yorum :
arkadaşımın tavsiyesi üzerine okuyorum, güzel olduğunu söyledi. bitince bu kısım dolacak : )

okunmaya değer bir kitap, bir solukta okudum.

Sonlara doğru kim kimdi ya diyeceksiniz. Olayları ve konuşmaları iyi takip edin.

Okurken bir taraftan biraz olasılık biraz Laplace şeytanı'nı da araştırmakta fayda var.

aşağıda güzel bir denemeden seçmeler var.

Laplace Şeytanı

17. yüzyılda Isaac Newton'un kalkülüs ve klasik mekaniğin ilkelerini geliştirmesiyle bilimsel bir devrim gerçekleşmişti. Bu tarihten sonra biliminsanları doğaya daha farklı bir açıdan bakmaya başlamışlardı. Newton fiziği sayesinde ilk kez cisimlerin dinamikleri basit denklemlerle belirlenebilmeye başlanmıştı. 18. yüzyıl sonlarıyla 19. yüzyıl başlarında Fransız bir fizikçi olan Pierre-Simon Laplace Newton'un bu alandaki çalışmalarının devamını getirdi. Laplace daha sonraları Laplace Şeytanı olarak anılacak fikrini şu satırlarla dile getiriyordu:

"Evrenin halihazırdaki durumunu geçmişin bir etkisi ve geleceğin nedeni olarak görebiliriz. Dolayısıyla her bir anda doğaya etkimekte olan güçlerin tamamının bilgisine ulaşıp doğayı oluşturan varlıkların birbirleriyle olan etkileşimlerinden haberdar olabilen, bununla da kalmayıp bu uçsuz bucaksız bilgiyi analiz edebilen bir akıl, evrendeki en görkemli ve ağır cisimlerden en hafif atoma kadar herşeyi tek bir formülde toparlayıp geleceği de şimdinin kesinliğiyle bilebilecektir."-Marquis Pierre Simon de Laplace

......


Yaşar Karaca isimli okuyucumuz şöyle sormuş bizlere:

"Merhabalar, yeni okuduğum kitapta laplace şeytanı diye bir teoriden bahsediliyor.Ve bu teori şizofren kişilerde geleceği görmeyi sağladığına dair bir tez ortada. Bu tezin doğruluğu veya olduğu hakkında bilgi verirseniz çok sevinirim".

Bahsettiginiz kitabın Adam Fawer'ın "İmkansız" adlı romanı olduğunu tahmin ediyorum. Kitapta örnek verilen şizofreni vakası yazarın kendi hayal gücü diyebiliriz. Araştırdığım pek çok bilimsel arama motorunda konuyla ilişkili bir makaleye rastlayamadım. Laplace Şeytanı varsayımsal bir öngörü. Öngörünün kabul ettiği gibi insanın ve dünyanın yalnızca doğrusal (lineer) sistemlerden meydana geldiğini düşünsek bile her bir anda o bunlara etkiyen iç ve dış etmenleri belirleyebilmek mümkün değil. Dolayısıyla geleceği Laplace'ın varsayımında belirtilen koşullarda görebilmek olanaksız. Değil ki insanı ve dünyayı oluşturan sistemler tahmini güç nonlineer ve kaotik yapılar da sergilemekte.


kaynak: LAPLACE ŞEYTANI, KAOS VE KELEBEK ETKİSİ: http://www.biltek.tubitak.gov.tr/gelisim/psikoloji/deneme.htm#laplace

24 Şubat 2009 Salı

Yabancı- Albert Camus

Yabancı-Albert Camus


Yabancı
Albert Camus




Eser Adı:Yabancı
Yazar : Albert Camus
Tür : Roman
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa : 117
Dizi: Modern Klasikler
Ek özellik: 1957 nobel edebiyat ödülü

Açıklama :

Yabancı, romancı, tiyatro yazarı, düşünür ve politik kuramcı olarak İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yalnız Fransa’da değil tüm dünyada kuşağının sözcüsü ve yol göstericisi yazar Albert Camus’nün 1942’de yayınlanan ilk ve en çok ses getiren yapıtıdır. Romanda, bir Arabı öldüren ama bu suçtan çok, yalnızca gerçek duygularını dile getirdiği ve toplumun istediği kalıba girmeyi reddettiği için toplum dışına itilen bir “yabancı” aracılığıyla, 20. yüzyıl insanının içine düştüğü yabancılaşma anlatılır. Bir türlü ele geçirilemeyen “anlam”ın sürekli aranması, toplumdan ve dış dünyadan kopuk bir bilinç, topluma yabancı duran kahramanın çevresiyle ve toplumla arasındaki çatışmayı anlatan roman büyüleyici gücünü, içinde barındırdığı trajedi duygusundan alır. Camus, genç kahramanı Meursault’nun dış dünya ile arasına koyduğu mesafeyi, kendine ve topluma yabancılaşmasını, annesinin ölümü dahil her şeye nesnel bir biçimde yaklaşmasını ustalıkla dile getirir. (Arka Kapaktan)

Albert Camus'nün ( 1913-1960) en tanınmış, en çok yabancı dile çevrilmiş, en çok incelenmiş ve hala en çok satan kitaplar arasında yer alan Yabancı, aynı zamanda yazarın en gizemli yapıtı. Ölümün egemen olduğu bir varlıkın en anlamsız olgularını saçma bir düzensizlik içinde yaşayan bu romanın başkişisi Meursault, bir simge kahraman değildir, adı olmayan bir Yabancıdır; bu eksik kimlik, gerçeklikten algıladığı şeyi yapılandıramayan, yeniden örgütleyemeyen, ama gerçekliğin yankılarını yakalamaya çalışan bir boş bilincin imgesidir. Onun kayıtsızlığı ve edilgenliği, işte bu boş bilincin ürünüdür. Yabancı, büyüleyici gücünü, içinde barındırdığı trajedi duygusuna borçlu: Bir türlü ele geçirilemeyen anlamın sürekli aranması, bilinç ile toplumsal dünya arasındaki çatışma... Camus'yle buluşanların hiçbiri, onunla karşılaşınca hayal kırıklığına uğramamıştır. Mutluluk, bir yerde ve her yerde hiçbir şey beklemeden dünyayı, insanları sevmektir, der Camus. Giderek daha çok sevilen bir yazar olması, onun bu sevgisinin yansımasından başka bir şey değildir.(kitabın tanıtımından)



Yorum :
Kitabın savunduğu tez dünya boş ve manasız, her şey, insan, hayat, toplum saçmadır. Evrensel bir saçmalıktır bu. Bunu düşünmek çok yorucu, hayattan bezdiricidir. Yaşamın tekdüzeliği altında, makinalaşmış bir dünyada makinalaşmış insan, ölümü bile rahatlıkla kabul eder. Hayat yaşamaya değmez. (vikipedia)

Hayatta hiç bir gayesi kalmayan bir insanın yaşam anlam veremeyişini, iradesini kullanmayışını, kullanmak istemeyişini, kendini hayatın akışına bırakışını görüyoruz.

kahraman annesini kaybediyor ama o anı yaşayışı yada bize anlatışı sanki bir arkadaşının annesi kendisi olayı gözlemliyor. yada bir ilişki yaşıyor ama pek de önemi yok onun için, ne bu ilişkiyi korumak ne güzelleştirmek. hani deriz ya harala gürele yaşıyor diye...

sanki herşeyi yaşayan başkası konuşan onu izleyen biri. Anlattığı olaylar kendine yabancı, kendi sürece yabancı. tek işi gözlemcilik gibi... şu cümleler tamda bunu anlatıyor: "yani bu işin benim dışımda görülüyor gibi bir hali vardı. Her şey, ben karıştırılmaksızın olup bitiyordu, kaderim bana sorulmadan tayin olunuyordu (...) İyi düşününce söylenecek bir şeyim olmadığını anlamaktaydım. Kendi kendimi seyrediyormuş gibi bir hisse kapıldım."

hayatın anlamı olsaydı kahraman için yaşam başka olurdu özetle.